Kültegin Yazıtı’ndaki Yer ve Etnisite İsimleri Üzerine

Bilge Kağan Yazıtı’ndan sonra Kültegin Yazıtı’ndaki yer ve etnisite isimlerini derledim. Yine bazı noktalar çok net, bazıları muamma. Etimolojilerin içinden birkaç ilginç hikaye de çıktı. Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.

____________

Ediz: Türk boy ismi. Yazıtta “İki-Ediz” olarak bahsediliyor. Bu ikisi hangisidir bilemiyoruz. Yalnız, her kimlerse bunlarla ilgili sert ifadeler var. Moğolistan’ın doğusunda Çin sınırında yaşarlarken, Aşina klanının zayıfladığı bir sıra Çinlilere bağlılık bildirmişler. Bilge Kağan ve Kültegin de Koşulgak’taki (meçhul bir yer) büyük bir savaş sonucu onları yenmiş, hatta adeta ibret olsun diye topluca kılıçtan geçirmiş. Tamamen tükenmemiş olacaklar ki yazıtta Kağan’a bağlı boylar içinde isimleri geçiyor. Ahmet Taşağıl hoca Edizlerin Çin kaynaklarındaki A-tie’ler olduğundan kuşku duymuyor. Bu bilgiyi A-tie’lerin sadık vasallar olarak övülmesiyle ilişkilendiriyor. Bunlara Çin’de önemli memuriyetler bile verilmiş, askerî destek de almışlar. Çinlilere göre A-tie’ler önceden çok daha batıda, Kırgızistan’a yakın Seyhun Nehri kuzeyinde yaşıyorlarmış, nitekim Tölis (Çince Tiele) boyları içinde anılmışlar. Sonradan ne hikmetse doğuda, sınır boyları arasında listelenmişler. Anlaşılması zor gerçekten.

Kök-Türük: Can alıcı bir ifade. Bilge Kağan’ın atalarından, hanedan kurucusu Bumin Kağan ve Istemi Kağan ile bağlı Türk beyleri bu isimle övülüyor. Yüce, gayretkâr ve başarılı liderler olarak anılıyorlar. Sanırım bizim tarih terminolojimizdeki “Göktürk” lafının kökeni bu. “Kök” sıfatı, tanrısallık ifade ediyor gibi.

Iduk-Ötüken: Ötüken. Bütün Türkçe ve yabancı kaynakların ortak görüşü; güneyde Orta Moğolistan’da Selenga ırmağının batı yakasından Orhun’un Hangay Dağları’daki pınarına, kuzeyde de Tuva Cumhuriyeti sınırındaki Sayan Dağları’na kadar üçgen şeklinde sulak bir havza olması gerek. Başındaki “ıduk”, kutsal demek. Fakat Ötüken kelimesinin etimolojisi hakkında varsayımların ötesinde bir şey bulamadım. Moğolcada “Ötög” kelimesinin anlamı ‘ayı’, bilmem ilgisi var mı. Yabancı kaynaklarda Yer-su ruhları, ağaç totemi ve türlü koruyucu ruhlarla ilişkilendiriliyor, herhalde bu bilginin kaynağı Irk Bitig, fakat emin değilim. Yazıtta Türklerin Ötüken’den uzağa gidip yerleşmeleri ayıplanıyor. Ötüken, Türk budunun en iyi korunduğu yer addediliyor. Bu adın Kaşgarlı’nın lügatına girecek kadar uzun yaşamasını da şahsen ilginç buldum.

Tangut: Sino-Tibetçe bir dil konuşan, kısmen Budist kısmen şamanist, Çin’in batısında şimdiki İç Moğolistan’ın Ordos bölgesinde yarı göçebe yarı yerleşik yaşayan ilginç bir halk, Çincede Qiang, kendi dillerinde Mi-niah diye anılıyorlar. (Bütün bunların aynı olduklarını Uygurlardan öğreniyormuşuz.) Tarihte ilk kez bahsedildikleri yer burası. Kültegin 17 yaşındayken Tangutları yenip ganimetler almış. Göktürklerin hükmünde yaşamışlar. 9. yüzyılda Uygurlardan sonra güçlü bir krallık kurarak önceden onları küçümseyen Çin’in kanunlarını, adetlerini, hatta Çince soyisimleri reddedip varlık mücadelesine girmişler. Cengiz Han gelince siyasi tarihten silinmişler. Bugün Tangut lehçelerini hâlâ konuşan birkaç yüz bin insan yaşıyormuş Çin’de.

Altı-Çub: Önceki yazıda bahsettiğim Soğdlar belli ki. Altı-Çub’un ne demek olduğu yine soru işareti.

Iduk-Baş: Kültigin ve Bilge Kağan’ın amcası Kapgan Kağan ile Çinli Zhou hanedanı arasında yapılan iki çok büyük savaştan birinin yeri. “Baş” kelimesi buranın bir pınar olduğu fikrini doğuruyor. İbrahim Kafesoğlu hocanın söylediğine göre burası Ötüken’den sonra ikinci kutsal yer olan Orhun’un kollarından Tamır(Temir?) Çayı’nın pınarı. Burada tanrı ve ruhlara adak adanıyor, kurban kesiliyor. Ötüken genel siyasî merkez, Tamır ruhanî merkez.(bkz. Türk Millî Kültürü, Kafesoğlu, sayfa 303) Çin Seddi’nden bu kadar uzakta Zhou ordusunun ne aradığı da soru işareti.

Kem: Yenisey’in Rusya içlerindeki kuzey kolu. Burası geçilip Kırgız ve “Çek”lerle savaşılmış.

Çek/Çik: Bir muallak kavim ismi daha, “Çek budun”. Kırgızlarla beraber isyan çıkardıklarına göre Ötüken merkezli Türk kağanlığı kimliğinden uzak bir boy olmalı. Ahmet Taşağıl hocanın fikri bence en yere basan varsayım; Çikler Bilge Kağan’ın Kırgız seferinde bir kere dağıtılmış, sonra Uygurlara kadar isimleri geçmiyor. Uygurlar zamanında yine aynı “Çik” ismiyle isyan etmişler, yine Kem ırmağının ötesinde mağlup edilmişler. Uygurların devri kapandıktan sonra Kem ırmağı yakınında hiç yoktan Kimek boyu diye bir yerel etnisite ortaya çıkmış. Ahmet Taşağıl hoca bu nedenle bunların Kimekler olabileceklerini söylüyor.

Örpen/Urpen: Yerli-yabancı bütün kaynakların pas geçtiği bilinmez bir yer. Kırgızlarla ve Çeklerle savaşılmış.

Altun-Yişiy: Günümüz Türkçesiyle “Altın Dağ”, Deniz Karakurt’un Türk Söylence Sözlüğü’ne göre muhtemelen Altay Dağları. Altaylar Moğolistan-Kırgızistan sınırından yükselip Rusya içinde kuzeybatı seyrinde devam eder. Bilge Kağan’ın Kırgız seferinin devamında batıya dönülerek bu dağlar aşılıyor ve Türügeş ülkesine ulaşılıyor. Bu doğruysa Altun>Altay dönüşümü nasıl olmuş acaba, Moğolca etkisi mi?

Beş-balık: Bugün arkeolojik kazı alanı, o devirde önemli bir ticaret şehri, Çin kaynaklarında adı Beiting. Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin kuzey yarısında, Altayların hemen güneybatısındaki Cungarya düzlüğü sınırlarında kalır. Burası İpek Yolu’nun kuzey rotasının zorunlu bir durağı olduğu için stratejik önemi muazzam. Nacizane fikrime göre erken Türk tarihinin kilit yerlerinden biri. Göktürklerden önce en başta Basmiller, ayrıca Karluk, Kıpçak, Yağma gibi türlü göçebeler bölgede egemen. Birinci Göktürk Kağanlığı’nın sonunu getiren ayaklanma burada başlıyor, Çinli Tang hanedanı derhâl isyana destek veriyor, karşılığında bölgedeki boylar Tang’a bağlılık bildiriyorlar. Kültegin Basmilleri yendikten sonra bölge yine Türk hakimiyetine geçiyor, daha sonra Uygur döneminde büyük bir Budist kültür merkezi oluyor. Beş-balık’ın, yani “beş şehrin” isimleri Kaşgarlı tarafından listelenmişse de arkeolojik olarak bu isimleri doğrulayan başka veri yok. Bu “beş”i Beş-balık’ın semtleri midir, başka şey midir, ismin gerçek etimolojisi nedir bilemiyoruz. Bu arada “balık”ın da etimolojisi hakkında bir uzlaşı var mı hakikaten?

Basmil: Basmillerin Türklüğüne ilişkin en önemli kayıt kendi ellerinden gelmiş. Az bilinmesine şaşırdığım bir yazıt bırakmışlar, Beşbalık’ın kontrolünü ellerinden alan Aşina klanına serzenişte bulunuyor, kayıplarını yad ediyorlar. Kullanılan dilin Türkçe olması bence tartışmayı kapatıyor. Göktürk tarihinin en acayip siyasî olaylarından birinin ortasında buluyorlar kendilerini. Çin kaynaklarına göre Göktürk politik merkezinin doğudaki boylara (yani Tarduşlara) kayması Basmilleri (Çincede ‘Bahsimiler’) ve batı boylarını rahatsız etmiş. Tang hanedanı da askerî destek sözü verince bir düzine başka boyla koordine olarak isyan etmişler. Sayıca eksik olduklarını ve her yönden sarıldıklarını fark eden Aşinalar, Basmillerin destek Çin kuvvetleriyle birleştiği Tang sınırından dönmelerini beklemeden Beşbalık’a saldırıp garnizonsuz şehri almışlar, ardından şehirde pusuya yatıp gelen yol yorgunu isyancı güçleri sürpriz hücumla kendi surları içinde mağlup etmişler. Bir bakıma Orta Asya’nın Troya vakası yani. İsyan başlamadan bitse de Basmiller ortadan kaybolmamışlar. İkinci Göktürk Kağanlığı’nın sonunu getiren de yine onların katılımındaki başka bir isyan olacak. Basmillerin bir boy beyinin ileride kendini “kut” sahibi olarak görüp kendini yeni “kağan” olarak atama cüreti de töre sistemi içindeki yüksek konumlarına işaret ediyor sanki. Ayrıca “Üç-Iduklı” dedikleri Hristiyan dinini büyük kitleler hâlinde benimseyen nadir göçebelerden oldukları Gumilev’in sunduğu kaynağı belirsiz bilgiler arasında.

Karluk: Çince “Gelolu”, Farsça “Kallokh”, bazı yazıtlarda “Üç-Karluk”, şahsına münhasır bir Türk boyu. Çin-Kırgızistan sınırındaki Targabatay Dağları’yla özdeşleşmişler. Yazıtta özerkliğine düşkün diğer boylar gibi tipik bir Aşina düşmanı olarak anılıyorlar. Politik liderlerinin Yabgu sıfatı taşıması ve komşuları Türügeşlerin aksine Araplarla temaslarının çok daha barışcıl tavırda olması ilginç. Karahanlı hanedanını kurup Orta Asya’nın en eski Müslüman Türkleri olacaklar.

Togla: Bugünkü Moğolistan’da Tula Nehri, Orhun’un doğu kollarından biri. Tokuz-Oguz’un hakimiyet alanlarından biri gibi bahsedilmiş.

Antargu: Yine Tokuz-Oguz’la savaşılan muğlak yer.

Selenga: Bugünkü Moğolistan batısında Selenge Irmağı. Değişmeden kalan nadir yer isimlerinden biri. Tokuz-Oguz savaş yerlerinden biri daha. Buradaki Oguz’ların Çin’e kaçıp biat ettikleri özellikle söyleniyor.

Karagan: Selenge’deki belirsiz savaş sonrası kışlanılan yer, Ahmet Taşağıl hocaya göre Selenge yakınındaki bugün Hara’an olarak bilinen dağ olmalı. Selenge civarında yapılan göçebe savaşlarında bu dağın geleneksel kışlak olarak kullanıldığını söylüyor Ahmet hoca.

Uygur: Bildiğimiz Uygurlar. Ama şimdiki Sincan’da filan değil, anlatıma göre Ötüken’in doğusunda bir yerlerde yaşıyorlar. Ama bilgiler netlikten uzak, yazıtın bu kısımları tam okunamamış. Boy liderlerinin unvanının “Elteber” olması tamamen orijinal. Garip ama, Karluklardan Tudun Yatmar adında bir generalin Uygurlara karşı savaşmaya doğuya gittiği gibi bir anlatım var. Eğer doğru anlıyorsam, iki yazıtta da Aşinalarla doğrudan ilgili olmayan tek savaş bahsi bu olabilir.

Çuruk: Galiba Çin’le savaşılan belirsiz yer.

Tungker-Tag: Bir dağ adı olmalı. Kitanların generali Ukug-sengün’ün (“sengün” askerî bir sıfat) ilerleyişi bu dağda durdurulmuş. Kitanlar bugünkü Mançurya civarında olduğuna göre bu dağ da doğuda bir yerlerde olmalı ama hiçbir şey bulamadım. (Hiç anlamadığım bir şekilde Ukug-sengün’ün oğlunun savaşta öldüğü, anısına Kültegin’in balbal diktirdiği söyleniyor. Düşmana karşı gösterilen bu istisnaî saygı da acayip.)

Tokuz-Ersen(Ersin): Boy adı mı, yer adı mı belirsiz. Ama güneyde buraya kadar ordu gönderilmiş. Mehmet Ölmez hoca da bu belirsizliğe işaret ediyor. Fakat Çince kaynaklarla karşılaştırmalı olarak Ersen’in o günkü Tohar bugünkü Güney Sincan bölgesinde Karaşehir olması gerektiğini söylüyor. Zira Toharların bu şehre Arsi dediği kaydedilmiş. Çincesi Açini, Sanskritçesi Agnidesa. Budizmin erken dönemde en güçlü olduğu yerlerden biri, İpek Yolu’nun güney rotası üzerinde. Muhtemelen demografik olarak Uygur dönemi sonlarına dek Tohar-Saka etkisi güçlü kalmış. İsmin önündeki “Tokuz” sıfatı kafa karıştırıcı.

Çugay-Yiş ve Tögültün-Yazı: Çugay dağları ve Tögültün ovası olarak çevrilmesi gereken iki yer, yazıtta Türklerin gidip yerleşmeye kalktıkları için eleştirildikleri, Çinlilerin hediyelerle Türkleri kendi safına çekmeye çalıştıkları bir yer. Güneyde ve Çin’e yakın olduğu söylenmiş. Mehmet Ölmez hoca bile sadece ismen bahsetmiş, sanırım bu ikisinin yerini bilen yok.

Advertisements

Uzun Saçın Kısa Tarihi – 1

2003 tarihli bir araştırmanın Florida’daki eğlence parklarının ziyaretçileri üzerinde yaptığı geniş katılımlı bir sonuçlarına* göre bu yüzyılın çok renkli kozmetik dünyasının sunduğu çeşitliliklere rağmen hâlen kadın ve erkeklerin ortalama saç uzunlukları arasında derin farklar ve gözle görülür ve bilinçli bir sosyal yönelim şeması var. Erkek ortalama 12,7 santimetre daha kısa saçlara sahip. Bu oran 1972 tarihli eşmetodlu bir araştırmanın sonuçlarıyla oldukça benzer.

Aslında antik çağ boyunca hemen hemen bütün kültürlerde hem kadın hem erkek için uzun saç şıklık, özgürlük ve zenginlik olarak kabul edildi. Antik Yunan’dan Çin’e kadar hepsinde aynı. Hatta bozkır kültürleri, Japonya, Sparta, Kuzey Avrupa gibi bölgelerde kısa saç kölelere has bir özellikti ve saçını kesmek bir insana yapılabilecek en ciddi hakaretlerden biriydi. Antik Yunan tanrı ve tanrıçalarının hemen hepsi uzun saçlı tasvir edilir, mitolojik kahramanların tümü uzun saçlıdır. Filozoflar, şairler, yüksek statülü tüm meslek erbapları, din adamları, krallar, kraliçeler daima uzun saçlıdır.

Medenî dünyanın kısa saçla tanışması Roma kültürüyle oldu. Yaşlı Plinius bunun başlangıcı için M.Ö. 299’da Sicilya’dan gelen berberlerin halk arasında kısa saç akımını yaygınlaştırmasını işaret ediyor ama kültür tarihçilerine göre Roma’dan önce Etrüsklerde de kısa saçlı tasvir edilmiş halk çizimleri var ve Plinius’un anlattığı hikaye* tam doğru olmayabilir. Meselâ meşhur Roma tarihçisi Gibbon’a göre kısa saç Romalılarca tam olarak benimsenmemiş bir Etrüsk kalıntısı olmalı çünkü erkeklerde kısmen yaşayan kısa saç kültürü Romalı kadınlarda hiç yok ve yukarıda bahsettiğime benzer bir aşağılama anlamı içeriyor. Romalıların Etrüsklerden birçok kültürel mirası yaşattıkları ve Etrüsklerin kendilerine has özellikleri olan, Latin zihinlerde üst-kültür konumuna erişmiş bir dizi kültürel özellikleri olduğu düşünülürse bu çok mantıklı.

(Elbette bazı istisnaî durumlar var, meselâ Firavun dönemi Mısırında saçları kökünden kesip peruk takmak gibi bir adet var ve saç resmen pis bir vücut parçası olarak görülüyor. Saç kesmemekle kölelik arasında kültürel illişki var. Buna benzer yerel bazı alışkanlıkları genellememin dışında tutuyorum.)

27a8baf96474233cf07d2c522ace3991.jpg

(Ahameniş hanedanın büyük imparatorlarından Cyrus ve mahiyetindeki erkekler, bir kabartmadan çalışılmış çizim. Uzun saç, kıyafet ve takıların antik dünyada sosyal olarak ne kadar belirleyici olduğunun birinci elden ifadesi.) 

Roma’nın tanıştırdığı erkekte kısa saç kültürü Akdeniz çevresinde yavaşça yayıldı, özellikle alt sosyal sınıflarda benimsendi. Hıristiyanlığın alt toplum kademelerinde yaygınlaşmasından ve sonuçta siyasî gücü elinde toplamasından sonra adı konmamış bir Hıristiyanlık sembolü haline geldi. Kısa saç hızla Hıristiyanlığa meyleden, mülksüz, mütevazi, kalabalık halk tabakasının saç modeli oldu. Katolik Kilisesinin kısa saçı savunan bazı deklarasyonları bile mevcut. Böylece Roma kilisesinin etki alanında kalan yerleşimlerde eski asaletin sembolü olarak Uzun Saç ve yeni dindar düzenin sembolü olarak Kısa Saç çatışan iki kültürel değer olarak yarışmaya girdiler. Kadınlarda hiçbir zaman kısa saç söz konusu olmadı ama Kilise kadınların saçlarının herkesin görebileceği yerlerde açık olmaması gerektiği inancını Orta Çağ boyunca yaygınlaştırdı.

Doğu Hıristiyanlığı hiçbir zaman kısa saçı benimsemedi. İslam’da da uzun saç yaygındı ve hatta, bir görüşe göre sünnet kabul edildi. (Dinî yaklaşımın yanında Bedevilerdeki görece daha kısa saç kültürü Arap toplumunda kısa saçı bir geri kalmışlıkla ilişkilendirilmesine sebep oldu.) Asya’da ise her yerde uzun saç yaygın. Çin’de ergenliğe girmiş çocukların saçını kesmek cezaya tabîdir.

Tüm Doğu kültürleri içinde en büyük karmaşayı yaratan Siddharta Gotama’nın, yaygın bilinen adıyla Buda’nın müritleri ve kıta boyunca yaydıklar öğretiler oldu. Bizzat Gotama’nın uzun saçlı ve son derece gösterişli temsil edildiği çeşitli görsel unsurlara rağmen Bodisatvalar saçın gösterişli bir vücut parçası olarak egoyu, kibri ve kötücül düşünceleri desteklediği savını oluşturdular. Nitekim yüz milyonlarca nüfusun Sanayi Devrimi’ne kadar açıkça maruz kalmadığı kısa saç kültürüne paralel ve derin bir kellik ritüeli Asya boyunca çeşitli toplumsal kademelerde gelişti. Orta Çağ boyunca kellik bir bakıma münzevî bir hayat tercihinin ve dinselliğinin sembolüdür. Bunun yanında neredeyse istisnasız olarak (ki bu “neredeyse” kelimesinin isnadının epeyce çoğunu Japon kültünde samuray liderlerinin bazılarının saç kazıtmayı tercih etmesi oluşturur.) siyasal iştah ve karizma kaygısı güden tüm Asya liderleri uzun saçlılığı tercih eder ve Budist sadeliğe lafta kalacak bir saygının ardında küçümseme hissederler.

(Yine de Budizmin çok temel değerlerle iç içe olduğu Hindiçin’de dahi kadınlar tarih boyunca asla kısa saçla veya saç kazıtmayla ilişkilendirilmedi.)

Klasik Avrupa tarihinde Kilise’nin etkilerine rağmen kısa ve uzun erkek saçı alışkanlığı yan yana yaşamaya devam etti. Şövalyelerin uzun saçlı olması ve yaverlerinin mutlaka onlardan daha kısa saçlı olmaları kesin gerekli görülen bir saygı unsuruydu meselâ. Kraliyet ailelerinin çoğunda saç kesme kültürü yoktu (özellikle kilise desteğine politik olarak ihtiyaç duyan krallar, örneğin İngiliz kralı II. Aethelred, saçlarını kestiler) Katolik Kilisesi ile ilişkisi olanlar, tüccarlar, zanaatkârlar, doğrudan kiliseye bağımlı bir ekonomik hayatı olan köylü ve serf sınıfı saçlarını kısa bırakırdı.

1640-1650 İngiliz İç Savaşı’ndan sonra kısa saç taraftarı dinî görüş güç kazandı ve “uzun saçlı (kilise görüşlerini az önemseyen) erkeklerin askerlik görevini iyi yapamayacağı” görüşü orduda kabul görür oldu. Ordudaki askerlerin saç ve sakal tıraş edilme adeti İngiliz ordusundan çıkıp önce Amerika’ya, sonra Prusya’ya, sonra da bu ana askerî ekollerden dünyanın her yerindeki ordulara yayıldı. (Osmanlıların askerî reformu da Prusya etkisindedir.) Dolayısıyla askerlik yapan ‘maço’ erkeğin sembolü kısa saç, üniforma ve tıraşlı yüz olarak görülmeye başlandı. Uzun saçlı, sakallı ve salaş giyimli erkekler ancak askerlik mesleğinden ve erkeksi beden gücünden uzak mesleklerle uğraşanlar, meselâ akademisyenler, müzisyenler, şairler gibi ekonomik statüsü düşük erkekler olarak görülmeye başlandı. Uzun saçlı erkek barbar kültürlerle özdeşleştirildi.

Her yerde bu geçiş süreci o kadar kolay olmadı. Batı ve Kuzey Avrupa’nın ağır ağır yaşadığı geçiş süreci başka coğrafyalarda pek yaşanmamıştı. İspanyol ordusunda kısa saçlılık adeti Franco rejimine dek benimsenemedi. Japonya’da ancak Meiji reformlarıyla ve oldukça sancılı bir şekilde kısa saç kabul edilmek zorunda kalındı. Çin’de 1960’larda erkeklerin uzun saçlı olmasını yasaklayan yasalara ihtiyaç duyuluyordu. İran’da sanayileşme dönemine dek uzun saç adeti devam etti ve özellikle Şii dinsel klerik tabakası saç kesmeyi reddetti. Etnik Amerikan yerlileri bugün bile saçlarını kesmeyi onursuzluk ve dejenerasyon olarak görürler. Afrika’daki “dreadlock” rasta kültürü şu an hâlen yaygındır ve uzun saç bırakıp örgülerle bağlamak ritüel düzeyinde değeri olan bir kültür parçasıdır.

Neden kadınlar uzun saçlıdır yerine neden erkekler kısa saçlıdır sorusu daha fazla tarihsel içeriğe haiz cevaplar barındıran bir soru. Kadınların antik çağdan bugüne uzun saç geleneğine müdahale edebilen bir kilise, devlet, kültürel üst yapı olmadı. Değişen kadınlar değil, erkekler. Erkekler ve erkeğin toplumsal rolündeki büyük yapısal değişiklikler.

images